Deutsche Kinderbücher

Etiketler

25 Ocak 2020 Cumartesi

Geçmiş Olsun Elazığ



Bir doktorun "Elazığ'daki ilk gün anısı"
Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Elazığ'a bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer. İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi. Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti. Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum. Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu. Evin büyüğü olan Hacıanneye sıkılarak:
- Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor ? dedim.
Hacı anne:
- Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz dedi.
Merak ettim, tekrar sordum:
- Trenden sizin bir yakınınız mı inecek ?
Hacı anne:
- Hayır evlâdım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda,ışığı yanan bir ev bulmazsa, sokakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğinde, ışığı yanan bir ev bulsun diye bekliyoruz..
Bu arada geçmiş olsun Elazığ

10 Ocak 2020 Cuma

İyi ve Kötünün Yüzü



"Leonardo da vinci "son akşam yemeği" isimli resmini yapmayı düşündüğünde
büyük bir güçlükle karşılaştı.

iyiyi isa'nın bedeninde, kötüyü de isa'nın arkadaşı olan ve son akşam
yemeğinde o'na ihanet etmeye karar veren yahuda'nın bedeninde tasvir etmek
zorundaydı.

resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini
aramaya başladı.

bir gün bir koronun verdiği konser sırasında korodokilerden birinin isa
tasvirine çok uyduğunu fark etti.

o'nu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız eskiz çizdi.aradan üç
yıl geçti...

"son akşam yemeği" neredeyse tamamlanmıştı,ancak vinci henüz yahuda için
kullanacağı modeli bulamamıştı.

leonardo'nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için
ressamı sıkıştırmaya başladı...

günlerce aradıktan sonra leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam
buldu.

paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda
kaldırım kenarına yığılmıştı...

leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını
söyledi,zira artık eskiz çizecek zamanı kalmamıştı.

kiliseye varınca yardımcıları adamı ayağa diktiler.

zavallı başına gelenleri anlamamıştı.

leonardo adamın yüzünde görünen inançsızlığı,günahı,bencilliği resme
geçiriyordu...

ressam işini bitirdikten sonra sarhoşluğun etkisinden kurtulan berduş
gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü.şaşkınlık ve hüzün dolu bir
sesle şöyle dedi:

"ben bu resmi daha önce gördüm"

"ne zaman?" diye sordu ressam...o da şaşırmıştı!

"üç yıl önce...elimde avucumda olanı kaybetmeden önce...o sıralarda bir
koroda şarkı söylüyordum,pek çok hayalim vardı,bir ressam beni isa'nın yüzü
için modellik yapmak üzere davet etmişti..."

iyi ve kötünün yüzü aynıdır...her şey insanın yoluna ne zaman çıkacağına
bağlıdır....

4 Ocak 2020 Cumartesi

Annemin Doğum Günü

 











 
   Evde sorumluluk üstlenmek ve bunu zevkle yerine getirmek;
 ◦ Kendi kendine ya da anne babasıyla eğitici etkinlikler yaparak kaliteli vakit geçirmek;
 ◦ Sevgi, saygı, hoşgörü kavramlarını geliştirmek ya da pekiştirmek
 ◦ Günlük hayatta karşılaşılan problemlere alternatif çözümler aramak ve bulmak isteyen çocuklar yetiştirmek isteyenler için kitap önerisi:
 ◦
ANNEMİN DOĞUM GÜNÜ
YAZAR: SÜNDÜS ŞAHİN

1 Ocak 2020 Çarşamba

Mutlu yıllar 🎈

Herkese mutlu yıllar 🎉 

 Acısıyla, tatlısıyla, iyisiyle, kötüsüyle bir yıl daha geçti. Umarım 2020 size çok fazla umut, çok fazla sevinç ve çok daha fazla mutluluk getirir. En başta ülkemizde, sonra da bütün dünyada huzur eksik olmasın🙏

28 Aralık 2019 Cumartesi

İlk Kitabım Çıktı :)









Daha önceki bir paylaşımımda bir kitap yazdığımdan bahsetmiştim. Nihayet çıktı. Tabii ki kitabın baş kahramanı EYMEN. Bu blogda daha önceden yazmış olduğum bazı yaşanmışlıkları da, kitabın içinde görmek mümkün. İlk defa kitap yazdığım için, bu kitaba “Çaylaklık Eserim” desem yalan olmaz. Ancak kitabı okuduktan sonra bana gelecek tepki, tavsiye ve yorumlara göre yeni bir çıraklık; ardından da ustalık eseri çıkarmayı düşünüyorum. Bu konuda siz değerli blog arkadaşlarımın tavsiyeleri benim için çok değerli.
Kitap, bloğumun adıyla aynı ana tema üzerine örüntülü olduğu için, ilk tanıtımını burada yapmak istedim. Çocuklarıyla evde iyi, kaliteli ve eğlenceli vakit geçirmek isteyen anne-babalar için; öğrencilerine eğlenerek ve öğrenerek kitap okuma alışkanlığı kazandırmak ve kişisel gelişimlerine destek olmak isteyen öğretmenler için; ya da yeğenlerine, arkadaşlarına, komşusuna hediye etmek için ideal bir kitap olarak düzenlemeye çalıştım. Okuyacak olanlara şimdiden çok teşekkür ederim ve yorumları için sabırsızlıkla beklediğimi belirtmek isterim.
Herkese bol okumalı günler dilerim.
Sevgilerimle 💕

Kitabı satın almak isteyenler için:  Buraya 📙

21 Aralık 2019 Cumartesi

Legolar



Noel tatili geldiyse, bizim evde de Lego sezonu açılmıştır. Çocukların yaratıcılığını geliştirme açısından çok faydalı olduğunu düşündüğüm legolar, şu sıralar küçük oğlum Eren’in vazgeçilmezleri arasında. Legolar, parçaları birbirine takma, çıkarma gibi eylemlerle, kas gelişimini ve ince motor becerilerini geliştirmeye yardımcı oluyor. Bunun yanı sıra el göz koordinasyonu sağlama açısından da büyük önem taşıyor. Bu küçük ve renkli parçalarla farklı kombinasyonlar yapılabildiğinden, çocuklarda sorgulama ve farklı çözüm yolları bulma yetenekleri gelişiyor. Daha küçük yaştaki çocukların renkleri tanıması ya da pekiştirmesi de Legolar aracılığıyla hem eğlenceli, hem de eğitici bir faaliyet haline geliyor. En önemlisi ise, ailece oynanacak oyunlardan biri olduğundan, anne ve babaların çocuklarıyla eğlenceli ve kaliteli vakit geçirmesine olanak sağlıyor. Bu da aile bağlarının güçlenmesine katkıda bulunuyor.
Büyük oğlum Eymen’le birlikte, legolarla şekiller  yapmanın dışında, matematik alıştırmaları da az yapmadık. Hey gidi günler.  Zaman nasıl hızlı geçiyor.


     

24 Kasım 2019 Pazar

Çileğin Tadı





“Diyarbakır’ın bir dağ köyünde ilköğretimde görev yapan öğretmen"..... Matematik dersinde;
– Bir kasada şu kadar çilek varsa, 10 kasada kaç çilek vardır????? Diye öğrencilerine bir soru soruyor.....
Öğrenciler:
– Öğretmenim çilek ne????? Diyorlar.....
Öğretmen:
– İşte çocuklar çilek......
– Biz hiç çilek yemedik...... diyorlar.....
Bunun üzerine öğretmen pes etmiyor, oturup Bursa’daki tarım firmalarına toprak numunesi yolluyor ve diyor ki;
– Bu toprakta çilek yetişir mi ????? diyor.....
Bursa’daki firmalardan cevap geliyor.....
– Evet Diyarbakır şartlarında çilek yetişir.....
Hatta mektubun yanında çilek fideleri ve yetiştirme şeklini anlatan bir tarif yolluyorlar..... Öğretmen öğrencilere okuyor nasıl yetiştirileceğini, çıkarıyor bahçeye ve diyor ki:
– Bu sene size matematikten sınav yok.....
Öğrenciler:
– E nasıl not alacağız öğretmenim?????
Hepsine bahçeyi kazdırıp, çilekleri diktirip, can sularını verdikten sonra her birine dörder çilek fidesi verip:
– Şimdi gideceksiniz evinize anne babanıza ben size nasıl öğrettiysem sizde onlara öyle öğreteceksiniz......
Çocuklar gidiyorlar evlerine hepsi anlatıyorlar ve çilekleri dikiyorlar ve öğretmen diyor ki:
-Çilek mevsimi gelince getireceksiniz tabakta on tane çileğe bir not alacaksınız.....
Çocuklar tabaklarla getiriyorlar çilekleri sayıyor öğretmen çilekleri eksik olanlara da tam not veriyor ve sonra diyor ki:
– Çocuklar nasılmış tadı?????
Öğrenciler:
-Valla ucunda not vardı diye yiyemedik.....
– Hadi bakalım yiyin..... Diyor öğretmen.....
Çocuklar ağızlarını burunlarına bulaştıra bulaştıra yiyorlar çilekleri..... Aradan iki yıl geçtikten sonra çilek girmemiş o köyün halkı şu anda Diyarbakır’ın pazarında çilek satıyorlar.....
Şimdi düşünüyorum da, öğretmen olmak bu işte gerçekten… Tahtada müfredat anlatmak değil… Bulunduğun yere bulunduğun ülkeye bir şeyler katmak…...
.......
Alıntı

17 Kasım 2019 Pazar

Ortak Öykü Yeni Bölüm


Herkese merhaba,

sevgili Sessiz Gemi'nin başlatmış olduğu ortak öykü çalışmamızda, Akela'nın beni mimlemesiyle sıra bana geldi.😊
Çok güzel ilerleyen bu öyküyü elimden geldiğince aynı güzellikte devam ettirmeye çalıştım. Bundan sonraki gelişmeler için Aden Ferde'yi mimliyorum ve yazacaklarını okumak için heyecanla bekliyorum.
Herkese iyi okumalar diliyor ve sevgilerimi yolluyorum.💕


Köpük ile birlikte yola koyulmak için kapıyı açtı ve gökyüzü ile yeryüzünü birleştiren şimşekli bir hava ile karşılaştı. Dışarı çıkıp bir adım attıktan sonra, kulaklarını sağır edecek kadar kuvvetli bir gök gürültüsü, yeri göğü inletti. Masal küçüklüğünden beri, şimşek ve gök gürültüsünden çok korkardı. Yine çok korktu, ancak korkudan bir kenara saklanacak vakti olmadığını düşündü. Bu şekilde kalmak, onun için en korkunç şeydi zaten. "Hadi köpük, başarabiliriz" diyerek hem kendini, hem de Köpük'ü cesaretlendirmeye çalıştı ve ormana doğru yol almaya başladılar. Nereden başlamaları gerektiğini ikisi de bilmiyordu. Bu İris Çiçeği, uçsuz bucaksız ormanın neresindeydi acaba? Merhamet cadısının söylediğine göre, ormanın derinliklerinde olmalıydı. Çok yürümeleri gerekiyordu. Koşar adımlarla ormanın derinliklerine doğru ilerlediler. Köpük bir yandan, Masal bir yandan her tarafı incelediler. Ancak İris Çiçeği'ne rastlayamadılar. Her geçen dakika, Masal daha da çok ümitsizliğe kapılmaya başladı. Ya bulamazlarsa? Ailesinin karşısına böyle nasıl çıkacaktı? Derin bir "Offf" çektikten sonra, ileride bir mezar taşı gördü. Oraya doğru yaklaştığında gözlerine inanamadı. Mezarın etrafı masmavi İris çiçekleriyle doluydu. Heyecanla, hemen çiçeklerden birini kopartmak için elini uzattığında, derinlerden bir ses duydu.
"Bu çiçek ölüm çiçeğidir, bilmez misin? Sadece bir şartla koparabilirsin." diyen sese karşılık; titreyen bir sesle, "Hangi şartla?" diye sordu.

Öykünün tümünü Sessiz Gemi dan okuyabilirsiniz.

2 Kasım 2019 Cumartesi

Sihirli Kutu






Hafta sonu Eymen'in ormandaki canlılar ile ilgili sunumu için, birlikte hazırladığımız ağacımızı sizlerle paylaşalım. İlk bakışta sadece bir ayakkabı kutusu olan bu kutuyu açtığımızda, bir orman esintisi ile karşılaşıyoruz. Ayakkabı kutusunu iki küçük karton kullanarak bölmelere ayırdık. İlk kat gökyüzünü, ikinci kat yeryüzünü, üçüncü kat ise yer altını temsil ediyor. Bu yüzden üst katı maviye, ikinci katı yeşile, en alt katı da kahverengiye boyadık. Bitmiş mutfak rulosunu da ağacın kökü olarak kullandık. Buna da kahverengiye boyadık. Çiçekçiden çok az miktarda yosun ve çiçek yaptırırken aralara koydukları yeşilliklerden aldık. Yosunları ikinci kata yerleştirdik. Ruloyu da yine ikinci katın ortasına yapıştırdık. Rulonun içerisine aldığımız yeşillikleri koyunca, ağaç görünümünü elde ettik. Kahverengi kağıtları buruşturup ağacın köklerini elde ettik ve en alt kata yapıştırdık. İnternetten bulup da çıktısını aldığımız hayvan resimlerini boyayıp, uygun yerlere yerleştirdik. Kelebeği ağacın dallarına, salyangozu yere, sincabı dallara, yılanı yerin altına yapıştırdık. Gayet de güzel oldu. Fikir ve paylaşması bizden, denemesi sizden olsun. Herkese iyi akşamlar.

31 Ekim 2019 Perşembe

Merhabalar


Herkese merhabalar, uzun zamandır buralarda yoktum. Ben yokken neler olmuş neler. Yeni bir ortak öykü bile başlamış.❤️ Meslek içi eğitim kurslarım vardı ve bunun yanında bir de kitap yazdım. O yüzden buralardan uzak kaldım. Sık sık giremesem de, bu kadar uzak kalmamaya çalışacağım. Bütün blog arkadaşları tek tek selamlıyor ve herkese sevgilerimi gönderiyorum.

3 Haziran 2019 Pazartesi

İyi Bayramlar 🍬🍭🍡



Herkese sağlık, başarı, mutluluk ve tabii ki iyi bayramlar diliyorum.


Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır. 
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan... 
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık... 
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır. 
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek... 
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır. 
Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır. 
Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır. 
Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle... 
Vuslat da bayramdır öte yandan... 
Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır. 
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır. 
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır. 
"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır. Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram... 
Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır. 
Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır. 
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır. 
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır. 
Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram... 
Güne gülümseyerek başlamak bayramdır. 
"İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum" Bayram, "Hiç pişman değilim" bayram... 
Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır. 
Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır. 
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram... 

Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur. 

Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler. 
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.

Can Yücel

1 Haziran 2019 Cumartesi

Herkese hayırlı kandiller dilerim. Uzun zamandır yazamadığımdan, geç de olsa herkese ayrıca hayırlı ramazanlar dileklerimi de iletiyorum.

23 Nisan 2019 Salı

Başarının İlkesi

Başarının İlkesi

Mısır yetiştiren bir çiftçi, her yıl en kaliteli mısır ödülünü alırmış. Çiftçi, ödül aldığı mısırların tohumlarını da ekmeleri için komşularına dağıtırmış.

Bunu öğrenen bir gazeteci röportaj yapmak için çiftliğe gelmiş. Gazeteci çiftçiye sormuş:

“Seninle her yıl aynı yarışmaya giren komşularına, kaliteli tohumlarından vermeyi nasıl göze alabiliyorsun?”

Çiftçi cevap vermiş: “Yoksa bilmiyor musun? Rüzgar, olgunlaşan mısırlardan polenleri alır ve tarla tarla dağıtır. Eğer komşularım kalitesiz mısır yetiştirirse çapraz tozlaşma sonucu her geçen yıl ürettiğim mısırın kalitesi düşer. Eğer kaliteli mısır yetiştirmek istiyorsam, komşularıma da kaliteli mısır yetiştirmeleri için yardım etmeliyim”.

Yaşamlarımız da böyledir. Hayatlarını anlamlı ve iyi bir şekilde yaşamak isteyenler başkalarının hayatlarını da zenginleştirmelidir. Bir yaşamın değeri dokunduğu hayatlarla ölçülür. Ve mutluluğu seçenler, başkalarının mutluluğa ulaşmasına yardım etmelidir. Birimizin refaha ulaşması, herkesin refaha ulaşmasına bağlıdır.

Buna kollektivitenin gücü diyebilirsin,

Buna başarının ilkesi diyebilirsin,

Buna hayat kanunu diyebilirsin.

Gerçek şu ki hiçbirimiz kazanamayız, hepimiz birden kazanmadıkça…
*Alıntı

29 Mart 2019 Cuma

Churchill und Fleming



İskoçya’da yoksul mu yoksul bir çift yaşardı. Fleming’di adı. Günlerden bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çiftçi
çocuğu bataklıktan çıkardı ve acili bir ölümden kurtardı.

Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini. ‘‘Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum’’ dedi. yoksul ve onurlu Fleming ‘‘Kabul edemem!’’ diyerek ödülü geri çevirdi.

Tam bu sırada kapıdan çiftçinin küçük oğlu göründü. ‘‘Bu senin oğlun mu?’’ diye sordu aristokrat.

Çiftçi gururla ‘‘Evet!’’ dedi. Aristokrat devam etti: ‘‘Gel seninle bir
anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur.
‘‘ Bu konuşmalar sonunda Fleming’in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü.

Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming’in oğlu Londra’daki St. Mari’s Hospital Tip Fakültesi’nden mezun oldu ve tüm dünyaya adini penisilini bulan Sir Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratin oğlu zatürreye yakalandı. Onu ne mi kurtardı?

Penisilin!

Aristokratin adi: Lord Randolp Churchill.
Oglunun adi: Sir Winston Churchill.
Kurtaran doktor: Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming.

Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın.
Hiç acı çekmemiş gibi sevin.
Hiçbir şey beklemeden verin.
Karşılığı nasıl olsa gelecektir.  

-Alıntı-

22 Mart 2019 Cuma

Karagöz-Gizli Hazine




Bugün kitaplığı toplarken, geçen aylarda okuduğum kitabı elime alıp şöyle bir içini karıştırırken, içinde büyük oğlum Eymen'le birlikte gittiğimiz Karagöz-Gizli Hazine tiyatrosunun biletleri ve broşürü ile karşılaştım. Yurt dışında yaşayıp da, Türkçe dilinde çocuklara yönelik böyle tiyatro oyunlarının sergilenmesini çok önemsiyorum. Genelde takip ediyorum ve mümkün olduğunca gitmeye ve çocuklarımı götürmeye çalışıyorum. Bu oyunda da hem çok güldük, hem de çok düşündük. Ayrıca bu gittiğimde yeni bir bilgi de edinmiş oldum. Yakında çocuklar için tiyatro kursları ve drama eğitimi de başlayacakmış. Bizim tekvando günleri ile çakışmazsa, mutlaka kayıt yaptıracağız. Çünkü tiyatronun, çocuklara sayamayacağım kadar çok katkı sağladığını düşünüyorum.
Çocuklar, taklit ederek bedenlerini kullanmayı ve iletişim kurmayı öğrenirler. Bu nedenle tiyatro sanatı, çocukların eğitiminde mutlaka kullanılmalıdır. Dış dünyayı anlamayı, ekiple çalışmayı ve sorumluluk almayı, karşısındakini anlama becerisini kazanmayı, olaylara dışarıdan bakmayı kolaylaştıran tiyatro; oyun yoluyla çocuklarımızı yaşama bağlamaktadır. Bunun yanında çocukların ana dilleri Türkçe'yi öğrenmelerinde önemli katkı sağlar. 
Tiyatro sayesinde çocuklar yaşamı öğrenmeye ve keşfetmeye başlarlar.
Kendini ifade etmeyi öğrenirler.
Tiyatro oyunlarıyla dayanışmayı ve takım çalışmasını öğrenirler.
Kendine güvenleri ve problem çözme yetenekleri artar.
İletişim becerilerini artırırlar.
Sosyalleşir ve arkadaş çevrelerini genişletirler.
Daha mutlu bireyler olurlar.
Yaratıcılıklarını geliştirirler.
Derslerinde daha başarılı olurlar.
Empati yapmayı öğrenir ve olaylara başka açılardan bakma becerisini geliştirir.
Başkaları ile olan benzerlik ve farklılıklarını keşfeder.
Kendini eleştirmeyi öğrenir.
Drama eğitimi sayesinde sözsüz iletişim yönünü geliştirir; ayrıca konuşma, dinleme, okuma, yazma becerilerini geliştirerek ifade yeteneğini artırır.
Çocuklar için tiyatronun yararları arasında anlama ve dinleme becerilerini geliştirmesi de yer alır. 










14 Mart 2019 Perşembe

Eskiden



ESKİDEN...

Çember çevrilir,
Su musluktan içilir,
Ağaçlara tırmanılırdı.
Bebekler bezden,
Resimler kömür karasından yapılırdı.
Kızlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin
İsimleri konulur,
Saatli maarif okunurdu.
Komşuda pişen
Bize…
Bizde pişen komşuya düşerdi.
Geceler ayaz,
Sokaklar karanlık,
Yıldızlar parlak olurdu.
Turşu, salça, mantı
Evde yapılır,
Karpuz kuyuda soğutulurdu.
Erik ağacının çiçeği,
Pencere camımıza yaslanır,
Güz yaprakları bahçemize düşerdi.
Kardan adam yapılır,
Evlerde soba yakılır,
Kış gecelerinde masal anlatılırdı.
Merdiven çıkılır,
Aidat ödenmez,
Yönetici seçilmezdi.
Evler badanalı,
Sokaklar lambasız,
Mahalleler bekçili olurdu.
Ajans radyodan dinlenir,
Çizgi roman okunur,
Defterlere kenar süsü yapılırdı.
Hayat,
Arkası yarın gibiydi,
Kesintisizdi.
Her gün yaşanacak bir şey vardı.
Herkes kendi düşünü kurar,
Kendi hayatını oynardı.

Şimdi,
Herkes
Yoğun,
Yorgun
Ve
Tek başına…
Alıntıdır.

Günümüzün fakirliğini o kadar çok güzel anlatıyordu ki, paylaşmadan edemedim. Sevgilerimle.💝

10 Mart 2019 Pazar

Bowling




 

Bugün Berlin'de havanın hem yağmurlu, hem de serin olmasından dolayı hafta sonu dışarıda gezme planımız suya düştü. Dünü de evde geçirdiğimizden dolayı, bugün değişik bir şey yapmak istedik. Uzun zamandır gitmediğimiz için, oy birliği ile Bowling'e gitmeye karar verdik. İyi ki de öyle yapmışız, çünkü çok eğlendik. 10 lobut ve bir topla, her yaştan, herkesin, bireysel ya da grup halinde oynayabileceği Bowling, çocuklar için de oldukça faydalı bir spor diyebilirim. Öncelikle oyun esnasında, top hakimiyetini sağlama en önemli becerilerden biridir. El-kol-ayak ve göz koordinasyonu sağlamak açısından da faydası çok büyüktür. Özellikle hafta sonlarında yapılan mükemmel kahvaltı sonrasında, kalorileri yakmak isteyenler için de birebirdir. Tabii ki bunun yanında, çocuklar için kazanma ve kaybetme duygularını geliştirme açısından da olumlu katkılarının olduğunu düşünüyorum. Ancak en önemlisi de, çocukları sanal alemden uzaklaştırıp, gerçek dostluklar kurmasına ve eğlenceli dakikalar geçirmesine sebebiyet verir. Ayrıca Bowling salonunda okumuş olduğum bir yazıya göre de, Bowling oynama esnasında kalp daha düzenli ve hızlı atıyor muş. Yani kalbe de faydalıymış. 


 

8 Mart 2019 Cuma

Eğlenceli Simetri Çalışması







Hem simetri çalışması, hem de resim yapmak isteyenler için çok güzel bir aktivite çalışmamız var. Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla burada okullar tatil. Bu yüzden ailece evdeyiz. Çocuklar böyle günlerde daha çok dışarı çıkmak, eğlenmek istiyorlar. Ancak hava hem yağmurlu, hem rüzgârlı, hem de pek iç açıcı değil. AVM tarzı yerler de, kapalı olduğu için biz de evde kalmaya karar verdik. Geçen günler internette bulup çıktısını aldığım bu çalışmayı Eymen'in önüne koydum. "Resmin diğer yarısını aynı büyüklükte ve aynı şekilde yapmalısın dedim." İlk bakışta, "Bu çok basit" dedi. Yapmaya başladıktan sonra biraz zorlandı. Biraz 
yanlışlı bitirmiş olsa da, bitirdikten sonra nerede yanlış yaptığını birlikte konuştuk. Bu şekilde 
simetri konusunu da öğrenmiş olduk. Yaparak, yaşayarak, yanılarak öğrenmek en güzel öğrenme biçimi bence. Burada yanlış yaptığı aklının bir köşesine iyice kazındı ve bir dahakine çok daha dikkat ederek yapacaktır. Ben fotoğraf çekene kadar, Eren de kağıdın üzerine ayrı bir çalışma yapmış.🙈

               


 Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun. 💐

6 Mart 2019 Çarşamba

Bir Öğretmen Anısı


Bir gün öğretmenler odasında yazılı kağıtlarını okuyordum. Bir yandan da kız öğrencilerin yanlış cevaplarını silip, sınıfı geçecek notu alacak şekilde düzeltiyordum. O sırada öğretmenler odasına giren tanımadığım bir adamın bu durum dikkatini çekmiş.Neden kız öğrencilerin yazılı kağıtlarını değiştirdiğimi sorduğunda cevabım şu oldu: "Bu kızlar eğer sınıfta kalacak olurlarsa babaları okuldan alıp 12-13 yaşında evlendirecek. Ama sınıflarını geçerlerse evlilik yaşları en az 15-16 olacak. Hem en tembel öğrenci bile derste mutlaka bir şeyler öğrenir." 
Yarım saat kadar sonra okul müdürümüz beni yanına çağırdı. Öğretmenler odasında ne yaptığımı sordu. Sınav kağıtlarını okuduğumu söyleyince müdür ‘Peki bir bey gelmiş yanına ona ne söyledin’ diye sordu.
Öğretmen okulundan yeni mezun olmuştum. İdealist bir yapıya sahiptim. Gençliğin verdiği güçle kızgın bir şekilde ‘Size beni mi şikayet etti o bey’ deyince, müdür; o beyin müfettiş olduğunu yanına gelip kendisine, ‘Müdür bey benim sizi teftiş etmeme gerek yok, sizin zehir gibi gencecik öğretmenleriniz var kendisine teşekkürlerimi iletin’" dediğini anlattı.

Alıntı