Deutsche Kinderbücher

Etiketler

26 Mayıs 2018 Cumartesi

Peçete Baskısı




Bugün Eren'le birlikte çok eğlenceli bir çalışma yaptık. Eğlenceli olduğu kadar da basit ve eğiticiydi. Parmak kaslarının gelişimini ve el-göz koordinasyonunu destekleyici bir çalışma olduğundan dolayı da oldukça faydalı olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca rengarenk kalemler kullanıldığı için, ayrı bir heves ve istekle yapılan bu çalışmayı tüm ebeveynlere tavsiye ediyorum. İlkokula başlamadan önce yapılan bu tür kalem tutma becerileri ve çizgi çalışmaları, çocuğun kendisine güven duygusunu da geliştireceğinden kişilik gelişimine de oldukça katkı sağlıyor.

Aktivitemiz için gerekli olan malzemelerimiz:

-Bir parça peçete ya da kağıt havlu parçası
-Renkli keçeli kalemler
-Kağıt


  

Aktivitemizin yapımı ise çok çok basit:

Öncelikle peçeteyi kağıdımızın üzerine koyuyoruz. Daha sonra peçetenin üzerine keçeli kalemlerle çizgisel şekiller yapıyoruz. Peçeteyi kaldırdığımızda kağıdın üzerine küçük küçük noktacıklı izler çıkmış oluyor. Bundan sonraki görev çocuğunuzda. Çocuğunuz bu izlerin üzerinden, rengine göre keçeli kalemlerle geçiyor ve aktivitemizi başarıyla tamamlıyor.
















24 Mayıs 2018 Perşembe

Ben Bunu Yazmam-Mim





Sevgili Derya çok yeni ve çok güzel bir mim başlatmış. Sevgili Handan da beni mimlemiş. Mim konumuz: Neleri severek yazarız, neleri kesinlikle yazmayız?
Ben de öncelikle bu tür mimleri yazmayı çok sevdiğimi belirterek, hemen mime başlıyorum. 

Neleri severek yazarım:

Benim blogumu açma sebebim zaten, çocuklarımla yapmış olduğum aktiviteleri bir şekilde depolamak ve bunları güzel bir şekilde muhafaza edip, çocuklarıma miras bırakmak. Bu yüzden onlarla yapmış olduğumuz bütün aktiviteleri keyifle yazıyorum. Ayrıca gittiğimiz yerler, farklı veya çekici geldiyse, oralarla ilgili de yazılar yazmayı ve paylaşmayı seviyorum. Bunun dışında kitap okumayı da çok sevdiğimden, kitaplarla ilgili paylaşımları severek takip ediyorum ve az da olsa paylaşmaya çalışıyorum. Tabi bunun yanında, Eymen'in okumuş olduğu kitapları da, elimizde listesi olması amacıyla, bloğumda yeni bir sayfa içerisinde paylaşmaya çalışıyorum. Ancak bu sayfaya çok fazla kitap ekleyemedim. İnşallah bundan sonra okumuş olduklarımızı düzenli olarak eklerim. Tüm bunların yanında içeriğinden ders çıkarılan, öğüt veren hikayeleri okumayı ve paylaşmayı çok seviyorum. 

Neleri kesinlikle yazamam:

Kesinlikle yazamam diyeceğim konuların başında siyaset, spor, makyaj-moda, yemek tarifleri ve genellikle erkeklerin ilgi alanlarına giren tamirat, teknik, borsa vb. geliyor. Bu konularda yazamasam da, okumayı severim.

Ben de sevdeninsiirler ,  Momentos ,     MehtAp , SevKoz ve aynahikayesi`ni mimliyorum. Yazarlarsa onların da neleri severek yazdıklarını ve asla yazamayacakları konuları öğrenmiş olacağız. Yazamazlarsa canları sağ olsun. Her türlü seviliyorsunuz.

Ayrıca bu mimi başlatan sevgili Derya`ya ve beni mimleyen sevgili Handan`a tekrar teşekkür ediyorum. Herkese sevgilerimle...


23 Mayıs 2018 Çarşamba

Bilek Saati (Reşat Nuri Güntekin)



Bu zamana kadar Reşat Nuri Güntekin'in bir çok romanını ve öyküsünü okudum. Ancak  aşağıda yayınlamış olduğum öyküsü beni gerçekten çok etkiledi. Biraz uzun, ama okumaya değer bir yazı. 



sabah, Niyazi, bahçe kapısında kunduralarını boyarken hastane bayırında oturan teyzesi Adile Hanım, oğlu Vâhit ile beraber misafir geldi. Vâhit, bir hafta evvel sünnet olmuştu. Bugün, annesi onu, başında nazar boncuklarıyla teyzesinin elini öpmeğe getiriyordu.Huriye Hanım, Niyazi’nin sefertasına koyduğu reçeli tekrar kavanoza boşalttı:
“ Artık bugün mektebe gitmezsin, Niyazi” dedi.Mektepten kalmak, Niyazi’nin canına minnetti. Bahusus Vâhit gibi en sevdiği arkadaşının misafir geldiği gün. Fakat ya akşam, babasından, yarın hocasından yiyeceği dayakları ne yapsın? Uzun uzun düşündükten sonra, “Ben, yine gideyim anne… Bana dayak yedirme nafile” dedi ve isteksiz bir tavırla çantasını koltuğuna aldı.Hep birden ısrar ettiler. Babası, mazeret tanımazdı ama nereden bilecek?.. Saklayıverirlerdi. Hocaya gelince, yarın annesi mektebe gider, hastaydı, yahut işi vardı diye kandırırdı. Hem de yalan değil ya… Evde misafir varken sokaktan öteberiyi kim getirecek? Testiyi kim dolduracak? Mangalı kim yakacak?Niyazi; cılız, hastalıklı bir çocuktu. Onbir yaşında olduğu halde yedi yaşında gibi görünürdü. Süzgün yüzü, ince sesi için çocuklar ona “Sivrisinek” derlerdi. Sivrisineğin zaman zaman mektepte falakaya yatması çocukların en büyük eğlencesiydi. Hoca, rahle üstündeki ince değneğini alarak “Yıkın yere şu Sivrisineği!” diye bağırdığı vakit renksiz yüzünde öyle perişan bir telâş uyanır, incecik sesiyle vızıldarken öyle gülünç niyaz ve dua kelimeleri bulurdu ki, bütün sınıf, bayram yerine dönerdi. Çocuklar, karınca gibi etrafına üşüşürler, küçücük vücudunu kargatulumba ederek havaya kaldırırlardı. Kimi potinlerinin bağını çözer, kimi çoraplarını çıkarırdı. Niyazi, daha yerde sürünerek gezdiği yaştan beri dayak yemeğe başlamıştı; fakat bir türlü alışamamıştı. Daha fenası; onu mektepten ziyade evde döverlerdi. Bütün hüsnüniyetini, bütün gayret ve icadını sarfettiği halde bir türlü kendini dayaktan kurtaramazdı. Sokakta tecvid ezberleyerek gezmek, annesi misafirlerle masal söyleşirken yüzükoyun yere yatarak, bitmez, tükenmez karalamalar yazmak, onu nasıl mektepteki falakadan kurtaramazsa büyük adam gibi iş görmek, evin alışverişini etmek, sabahları babasının çizmelerini boyamak, hatta tahta silmek onu evde kamçı yemekten kurtaramazdı. Hilekârlığın her şeklini öğrenmişti. Büyük adamlardan daha düzgün yalan söylerdi. Yaptığı bir kabahati başkasına atmaktaki mahareti şayan-ı hayretti. Yalnız hırsızlık etmezdi. Çünkü evde ne kaybolsa ondan bilmek âdetti. Onun için çok kere alışveriş ederken kendi gündeliğinden para eklediği bile olurdu.Maamafih, bütün bunlara rağmen kafes gibi kuru göğsü değnek ve kamçının helecanlariyle günde birkaç nöbet sarsılırdı.Babası, Çanakkale’de “Kamçı Muharrem” diye şöhret almış sert, haşin bir polis memuruydu. Sokaktakilerden tamamiyle alamadığı hıncını evde karısiyle çocuğundan alırdı. Kapının arkasında asılı duran kamçısını eline aldığı zaman, Niyazi bir küçük köpek yavrusu gibi titremeğe başlardı.Maamafih, Muharrem Efendi’nin dünyada Niyazi’den çok sevdiği bir mevcut yoktu. Fakat, aklı başında bir babanın vazifesi çocuğunu şımartmaktan ziyade mum gibi terbiye etmek değil midir ya? Onun için Niyazi’yi sünnet olduğu gün bile okşamamıştı. Karısı, çocuğu biraz tatlı muamele etse kızar, bağırır, Niyazi’yi odadan çıkardıktan sonra “Yahu… Sana bin kere tembih ediyorum. Çocuğu yüzsüz edeceksin. Rahmetli babam beni adam etmek için ayaklarımdan direğe asar da öyle kamçılardı. Bak, şimdi dua ediyorum. Böyle yapmasaydı adam olur muydum?.. Baldırı çıplağın biri olur kalırdım. Ya adam olsun, ya gebersin! İnsan, çocuğuna hiç yüz vermemeli, hak veriyor gibi görünmemeli… Velevki haklı bile olsa cevap vermeğe alıştırmamalı!..” yolunda dersler verirdi.Mektep hocası ona sokakta rastladıkça, hoşuna gitmek için tâ uzaktan “Seninkine bugün yine öyle bir sopa çektim ki…” diye anlatmağa başlar, o da “Hay ellerin nur olsun… Bu akşam, ben de temiz bir dayak atayım. Varol… Biz, çocuğu saye-i Resulûllahta inşallah bir şeye benzeteceğiz!” derdi.O gün, Niyazi çok bahtiyar oldu. Öğle yemeği yetişinceye kadar mutfakta annesine yardım etti. Sonra Vâhit’le oynamağa başladı. Vâhit, hediye getirilen oyuncakların bir kısmını kutuya doldurmuş, getirmişti. Bunlardan bir tanesi Niyazi’yi ağlatacak kadar mahzun ediyordu: Küçük bir bilek saati.Niyazi, dünyada saatleri sevdiği kadar bir şeyi sevmezdi. Alışverişe gittiği zaman saatçi dükkânlarının önünde durur, derin hasretlerle saatleri seyrederdi, sünnet olacağı günü düşünürken duyduğu kederden küçük bir saate sahip olmak ümidiyle müteselli oluyordu. Fakat bir sene evvel sünnet olduğu vakit ona saat getiren olmamıştı.Yukarı odada Vâhit’le oynarken aklına bir şey geldi. O sabah babası, bilek saatini çiçekliğin içinde unutmuştu. Kapıyı kilitledi, büyük bir heyecan ile saati alarak bileğine bağladı. Fakat, ne yazık ki odada Vâhit’ten başka bunu gören yoktu. Nihayet mukavemet edemedi:“Haydi Vâhit, seninle çınarlığa, gezmeğe gidelim” dedi. “İkimiz de saatli; ne güzel olur.”Bileğinde saatle sokakta yürürken boyunu biraz daha büyümüş zannediyor, saatini göstermek için yemişçilerin önünde durup fındık, çekirdek, kuru üzüm alıyordu.Bir zaman, çınarlıkta gezdiler. Sonra çayın birkaç gün evvelki yağmurlarla büyümüş sularını seyretmek için küçük tahta köprünün üstüne çıktılar. Suların getirdiği dal parçalarını tutmakla eğlenirlerken Kurşunlu Camii’de ezan okunduğunu işittiler. Vâhit, saatine baktı. Niyazi de baktı. Galiba saat durmuştu. Bileğini kulağına götürdü. İşitmek kabil değil… O vakit saati kayış mahfazasından çıkardı. Fakat ne oldu, nasıl oldu? Saat, parmaklarının arasından kayarak suya düştü. Niyazi, kendini çaya atmak ister gibi feryad etti. Vâhit koluna yapıştı “Dur Niyazi, ağaç değil ki su götürsün… Bak dibinde durup duruyor. Çıkarırız…” dedi.Filhakika, saat, suyun dibinde duruyordu. Fakat bir türlü çıkarmağa imkân bulamadılar. Vâhit, Niyazi’yi teselli etti: “Ağlama Niyazi. Ben, bu gece ağabeyime söylerim. O, yarın sabah erken erken gelir… Çıkarır, nereye kaybolacak buradan?” dedi. Suların cazibesine kapılmış gibi duran Niyazi’yi sürüye sürüye eve götürdü.Allahtan o gece Muharrem Efendi keyifli geldi. Fakat, aksi olacak, yemekten sonra saatin kaybolduğunu farketti. Niyazi, daha akşamdan yandaki odada yatağına girmişti. Önce, karısını istintak etti. Huriye Hanım, katî bir şey söylemiyordu. Fakat Niyazi’nin halinden şüphelenmişti. Muharrem Efendi, kamçısını eline aldığı gibi çocuğu söyleteceğinden emindi. Fakat bu gece, bir türlü bunu yapmak içinden gelmedi. Karısına yavaşça “Sen seyret bak… Beş dakikaya kalmadan saati nasıl çıkarıyorum” dedi. Sonra yüksek sesle devam etti:“Hanım, getir, ver şu kebap şişlerini bana… Aç şu mangalı… Onlar, ateşte kızadursunlar…   Şimdi o çapkını yatağından çıkaracağım… Ya saati getirir, yahut da tekmil vücudunu ateşte dağlarım… Yapar mıyım yaparım… Öyle hırsız yaşayacağına gebersin daha iyi!”İçeriden boğuk bir ses geldi. Muharrem Efendi “Gördün mü nasıl?” manasında muzafferane başını salladı. Bir zaman daha tehditlerine devam ettikten sonra “Gel buraya çapkın!” diye yanındaki odanın kapısını açtı. Fakat içeriye kuvvetli bir rüzgârdan başka bir şey girmedi. Yatak odası karanlık, pencere açıktı. Rüzgâr konsolun üstündeki gece kandilini söndürmüştü. Çocuk, odada yoktu. Anlaşılan pencereyi açmış, asma çardağına sarılarak bahçeye inmişti. Kadın bağırıp çağırmak istedi. Fakat Muharrem Efendi onu temin etti:“Korkma… Tehdidi işitti ya… Saati mutlaka bahçede bir yere saklamış olacak… Onu almağa gitti zâhir…” Fakat Niyazi bahçede de yoktu. Zaten bahçe kapısı da ardına kadar açıktı. Muharrem Efendi hâlâ “Etme be yahu, neredeyse çıkar, gelir… Nereye gidecek çapkın?” diye söyleniyordu. Fakat kendi de iyiden iyiye korkmağa başlamıştı.Niyazi’yi iki saat sonra tütüncü kolcuları eve getirdiler… Köprüden geçerken çayın azgın suları içinde küçük bir çocuğun bağıra bağıra çırpındığını görmüşler… Aralarından biri suya girmiş, Niyazi’yi bin güçlükle ölümden kurtarmış… Çocuğu bir aba gocuğun içine sarmışlardı. Hemen odaya ateş yaktılar, ıhlamurlar kaynattılar. Anası çamaşır değiştirirken ellerinden birinin kilit gibi kapalı olduğunu gördü… Zorlaya zorlaya yumruğunu açtılar, içinden babasının mineli küçük saati çıktı.Çok uğraştılar, dünya kadar hekim, ilâç parası verdiler… Kâr etmedi. Allah yedide verdiğini sekizde almaz. Niyazi, beş gün sonra zatürreeden vefat etti. Anasının kucağında ölürken zavallı buruşuk elini uzatmış, “Babacığım… Vurma bana… Getirdim… Getirdim saatini!” kelimeleri son sözü olmuştu.Muharrem Efendi, şimdi emekli bir ihtiyardır. Allah başka çocuk vermemiştir. Oğlunun eski arkadaşlarını gördükçe hâlâ içini çeker “Yavrum bunların birine benzemezdi. Ömürcüğü olaydı iyi bir adam olacaktı. Son nefesinde bile itaatten ayrılmadı… Allah verdi, Allah aldı…” diye söylenir….


Tahta Çubuklarla Matematik / Geometri



Elimde bulunan tahta çubukları dibine kadar kullanmaya karar verdiğimden dolayı, bu defa Eymen ve Eren'le birlikte biraz matematik ve geometri çalıştık. Tahta çubukların bir kısmıyla Eren için geometrik şekiller hazırlayıp, isimlerini sesli olarak telaffuz ettik.  Bu sayede bazı temel geometrik cisimlerin isimlerini duyarak ve görerek öğrenmiş oldu. Daha sonra bunları bozup, birkaç defa beraberce yaptık ve isimlerini birlikte tekrarladık.


Tahta çubuklarımız





üçgen
üçgen






kare





üçgen+kare=ev




dikdörtgen




dikdörtgen+üçgen+kare




Yoğun istek üzerine bir tane de yıldız yaptık


Tahta Çubuklardan Çerçeve Yapımı


Dün akşam Eren'le yapmış olduğum tahta çubuklarla puzzle çalışmasından arta kalan çubuklarla, bugün de Eymen'le çerçeve aktivitesi yaptık. Biz, tahta çubukları boyamadan yaptığımız için çok sade bir görüntüsü oldu. Ancak çubuklar rengarenk boyandığında çok daha güzel bir görüntü olacağına eminim.  

Bu yapmış olduğumuz çerçeve için kullanılacak malzemeler: 

Tahta çubuklar (Dondurma çubuğu olabilir)
Yapıştırıcı 
Fotoğraf

Yapılışı ise çok çok basit. Tahta çubuklara çerçeve şekli verip yapıştırıcı ile birbirine bağlıyoruz. Daha sonra fotoğrafımızın kenarlarına da yapıştırıcı sürerek çerçevemize monte etmiş oluyoruz. İşte karşınızda el yapımı bir çerçeve. İyi ve güzel günlerde, güzel fotoğraflarla bezenmesini dilerim. 








22 Mayıs 2018 Salı

Tahta Çubuklardan Puzzel Yapımı

Dün akşam Eymen ödevini yaparken, Eren'in sıkıldığını ve onu rahatsız etmeye çalıştığını anlayınca, uzun zamandır evde olan tahta çubukları elime alıp,Eren'le değişik bir şeyler yapmak istedim. Aslında bu çubukları uzun zamandır bu düşüncemi gerçekleştirmek için saklıyordum ama bir türlü sıra gelmedi. Kısmet bu güneymiş.
Öncelikle tahta çubukları Eren'in önüne döktüm ve onları numaralandırdım.






Onlarla güzel bir şey yapacağımızı söyledim. O da önünde farklı materyalleri görünce abisinden uzaklaştı ve onu rahat bırakarak, benim yanıma geldi. Bu sayede Eymen rahatça kendi dersine yoğunlaşabildi. Ayrıca  bu çalışmayla Eren'le dün yapmış olduğumuz matematik çalışmasını da pekiştireceğimizi düşündüm. burada

Aktivitemiz aslında çok basit. Ben önce, evdeki dergilerden bir resim kestim. (Aslında evdeki fotoğraflardan kullanacaktım ama, keseceğimiz için kıyamadım ve dergi resmi kullanmaya karar verdim.)





Daha sonra tahta çubukları 1'den itibaren sıralayarak aralıklı olarak dizdim ve üzerlerine yapıştırıcı sürüp, resmi onun üzerine kapattım.



Sonra, resmi çubukların arasından kestim ve karışık bir şekilde Eren'in önüne koydum. 




Bundan sonra top Eren'in elinde. Deneye deneye puzzelimizi tamamladık. Bu arada sayı da saymış olduk. Hem de çok eğlendik. Eymen de rahatsız edilmeden ödevini tamamlamış oldu. Herkese tavsiye edebileceğim, güzel bir aktivite olmuş oldu. 














21 Mayıs 2018 Pazartesi

❤️ 13.Yıl Çekiliş Hediyem 🎁







Sevgili Handan'ın Bir adlı bloğunun 13. yıl çekilişi (tık tıksonucunda kazanmış olduğum hediye kitabım elime ulaştı. (Daha doğrusu vermiş olduğum adrese ulaştı. Ben yurt dışında yaşadığım için Türkiye'deki adresimi verdim ve bugün bu adresten kız kardeşim teslim aldı; bana hemen fotoğrafını gönderdi.) Bu yaz tatilinde Türkiye'ye gelince ilk işim, bu kitabı okumak olacak. Daha önce okuma fırsatı bulamadığım, adını defalarca duyduğum ve okumak istediğim bir kitap olduğu için de ayrıca sevindim. Buradan kendisine tekrar teşekkür ediyorum ve bloğuna nice uzun yıllar diliyorum.