Deutsche Kinderbücher

Etiketler

17 Mart 2018 Cumartesi

Her Çocuk Özeldir



Her çocuk öğrenir,
bazen aynı anda,
bazen farklı anda,
bazen aynı yolla,
bazen farklı yolla. 

Soğuk bir cumartesi günü. Dışarıda sıcaklık -3. Bende hafif bir kırgınlık hissi ve yorgunluk. 
Aslında bu hafta sonu için aklımda, çocuklarla birlikte dışarı çıkıp parkta biraz oynamak ve daha sonra temiz havada yürüyüş yapmak vardı. Ama hem havanın azizliğine uğradık, hem de hastalık mı, yorgunluk mu olduğunu tam olarak anlayamadığım bir durumla karşı karşıya kaldım. Bu günü en güzel nasıl değerlendirebilirim diye düşünürken, aklıma ev sineması geldi. Ama hangi film? Çocuklarla izleyebileceğim, hem onlara bir şeyler katabilecek, hem de sıkılmadan izleyebilecekleri bir film olmalı diye düşünürken, aklıma yıllar önce izlemiş olduğum ve gerçekten beni çok etkileyen bir film geldi. Evde ve okulda, hatta arkadaşları arasında uyumsuz, tembel ve yaramaz olarak değerlendirilen bir çocuğun, karşısına çıkan bir öğretmen sayesinde, ne kadar başarılı ve çalışkan olabileceğini gösteren, çok başarılı bir Hint filmi. Filmi ilk izlediğimde bazı yerlerinde gülmüş, bazı yerlerinde de gerçekten beni ağlamaya kadar götürebilen bir duygusallıkla karşılaşmıştım. Uzun zamandır filmi tekrar izlemek için fırsat kolluyor, fakat bir türlü vakit bulamıyordum. Şimdi bu filmin aklıma gelmesi, beni gerçekten çok mutlu etti. Havanın soğuk olmasının beni bu kadar heyecanlandıracağını hiç düşünmemiştim. (Bana bu filmi tekrar izleme fırsatı sunduğu için). Ayrıca oğlum için de farklı, güzel ve eğitici bir film olacağını düşünüyorum. Hemen filmlerimin içine bir göz atıp, aradığım bu filmi bulduktan sonra, oğlumu da yanıma çağırdım ve çok güzel bir film izleyeceğimizi söyledim.  Filmde aşağı yukarı kendi yaşlarında bir erkek çocuğu olduğu için, daha da ilgisini çekeceğini düşündüm ve ona kısaca filmin içeriğinden bahsettim. Tabi çok ayrıntılara girmedim ki, heyecanı kaçmasın. Sadece Ishaan isimli küçük bir çocuğun öğrenme bozukluğu yaşadığını ve bu yüzden evde, okulda ve arkadaşları arasında çok problemlerle karşılaştığını söyledim. Hatta okuldaki başarısızlıkları ve evdeki haylazlıklarından bıktıkları için, ailesinin onu yatılı okula gönderdiğini, bu yüzden hayatının tamamen değiştiğini anlattım. Filme karşı ilgisi canlandığını farkettim ve devamını filmde göreceğini söyleyerek, onu motive etmiş oldum. Tabi filmi başlatmadan önce, bir tencere dolusu mısır patlattık, perdelerimizi kapattık veee...🍿🌃🖥
Film bittikten sonra, yıllar önce izlemiş olduğum heyecanı, zevki, üzüntüyü ve sevinci tekrar aynı yoğunlukta yaşadım. Oğluma filmi beğenip beğenmediğini sorduğumda, çok beğendiğini söyledi ve filmin mutlu sonla bittiği için, ayrıca mutlu olduğunu ekledi. 
Bugün için film izleme fikri ve filmin seçimi bana ait olmuş olsa bile, bunu oğlumla birlikte yaptığımdan dolayı, onun fikri benim için çok önemliydi. Beğendiğine ve sonunda mutlu olduğuna ben de çok sevindim. Hayatta herkesin bazı problemleri olabileceğini, öğrenmede zorluklar yaşayabileceğini, böyle şeylerin çok normal olduğunu söyledim. Böyle kişilere karşı nasıl davranması gerektiğini, sözlü olarak -tabii ki her anne gibi ben de- söylüyordum, fakat bu filmde küçük bir çocuğun başından geçen bu durumu izlemesi ve bununla çocuğun hem kendisinin, hem de çevresinin nasıl baş edebildiğini görmesi, bence çok etkili oldu. Sınıfında, okulunda ya da çevresinde bu tür kişileri görürse nasıl davranacağını, onların da farklı yöntemlerle herkes gibi ya da herkesten daha başarılı olabileceğini görmüş oldu. 
Günümüz çocuklarının birbirlerine karşı bazen çok acımasız olduklarını görüyorum ve bu duruma çok üzülüyorum. Birbirlerinin eksiklerini, kusurlarını, hatta hastalıklarını bile çok kırıcı bir şekilde ortaya saçmayı marifet sayan çocukların, bu filmi kesinlikle izlemelerini, aileleri tarafından izletmelerini önemle tavsiye ederim. İzlesinler ki, herkesin bir kusuru, hatası ya da öğrenme zorluğu olabileceğini, ama sonuçta onların da tahmin edemeyecekleri kadar başarılı olabileceklerini görsünler. 
Bahsetmiş olduğum bu filmi, daha önce izlemiş olan kişiler, hangi filmden bahsettiğimi daha ilk cümlelerimden anlamışlardır, ama izlemeyenler için, filmimizin adı: "Yerdeki Yıldızlar- Her Çocuk Özeldir" 
Başrollerinde ise, çocuk eğitiminde büyük projelere imza atan Aamir Khan var. 
İzleyecek olanlara iyi seyirler diliyorum.

Ay Kumu

Ailece yiyeceğimiz mükemmel bir akşam yemeği menüsüne tatlı olarak, leziz mi leziz bir irmik helvası yapmayı düşündüm. Zaten ne zamandır da yapmamıştım. Çocukların da çok hoşuna gittiği için, bu fikir kafama yattı ve hemen yapmak için malzemelerimi çıkarttım. Bir yandan fırında yemeklerim pişerken, bir yandan da hemen tatlımı yapar ve mutfakta işimi bitiririm diye düşündüm. Tam bütün malzemeleri önüme serdiğimde, şeker miktarının bu tatlı için hiç de yeterli olmadığını farkettim. Tüh! Çok da heveslenmiş; yapmaya, hatta ve hatta yemeye iyice motive olmuştum. Fırında yemek pişiyor olmasa, hemen marketten bir koşu şeker alıp gelirdim, ama maalesef bu durumda evi yalnız bırakamayacağımdan, benim irmik tatlısı fikrim, sanırım yarına kaldı.😔Malzemeleri tekrar yerine geri kaldırırken, aklıma dün bir televizyon programında gördüğüm "Ay Kumu" fikri geldi. Hatta izlerken çok da hoşuma gitmiş, mutlaka ben de yapmalıyım diye düşünmüştüm. Çocuklar için hazır alınan oyun hamurlarının hiç sağlıklı olmadığını düşündüğümden, oğlum bunlarla oynarken "ya ağzına sürerse" düşüncesiyle, sürekli gözümün üzerinde olması gerekiyor. Aslında bunlarla oynamasına gönlüm hiç razı olmuyor, ancak farklı etkinlikler yapma ihtiyacından dolayı, arada sırada oynamasına izin veriyorum. 
Ama Ay Kumu tamamen yiyecek malzemelerinden oluştuğu için, hiçbir şekilde çocuğa zarar vermeyeceğini bildiğimden, hem aklım kalmayacak, hem gözümün sürekli üzerinde olması gerekmeyecek, hem de alternatif yeni bir oyun kaynağı elde etmiş olacağız. Eminim bu farklı oyun sayesinde oğlum da çok eğlenecek. Bu yüzden malzemelerimi yerlerine geri kaldırmadım ve hemen Ay Kumu yapmaya koyuldum. Genişçe bir leğenin içerisine irmik, un, tarçın ve bir miktar bebe yağı dökerek hepsini karıştırdım. Şekil verebileceğimiz nemliliğe ulaştıktan sonra, kıvamının hazır olduğunu düşündüm ve hemen oğlumun bebek küvetine döktüm. Oğlumu da küvetin diğer ucuna oturttum ve içerisinde istediği gibi oynayabileceğini, farklı şekiller yapabileceğini söyledim. Yazın parka giderken götürdüğümüz plastik kovası,tırmığı ve küreğini de verdim. En azından 45 dakika boyunca, pür dikkat bu Ay Kumu ile oynadı ve çok mutlu oldu. Bu kış ortasında, sanki sahil kenarındaki ıslak kumlarla kale yaparmışçasına evde eğlenmiş oldu ve bu hazzı yaşadı. Bu akşam yemekten sonra, irmik tatlısı yemedik ama irmikli çok güzel dakikalar geçirmiş olduk. Oyunumuz bittikten sonra, Ay Kumumuzu kapalı bir kabının içerisine koyduk ve bu şekilde muhafaza ederek, başka bir gün tekrar oynamak üzere kaldırdık. Bugünkü yapmış olduğumuz bu aktivite, hem malzeme açısından  çok pratik ve ucuz (evde elimin altında bulunabilecek materyallerden oluştuğu için), hem de oğlumun yaratıcılığının gelişmesi için çok faydalı olduğundan, herkese tavsiye ediyorum ve güzel dakikalar geçirmenizi diliyorum. 

Bu aktivitemizi yaparken kullandığımız malzemelerimiz:

- Üç su bardağı un 
- Bir su bardağı irmik 
- Bir tatlı kaşığı tarçın 
- Yarım su bardağı bebe yağı



16 Mart 2018 Cuma

Kutuptaki Hayvanlar Üşümez mi?



Küçüklüğümden beri belgesel izlemeye bayılırım. Ne zaman fırsat bulsam, hemen bir belgesel arayışına düşer ve ilginç bir bölüm bulduktan sonra kahvemi yapar, keyifle belgeselimi izlerim. Geçen gün evde kutup hayvanları ile ilgili bir bölüm izlerken, büyük oğlum Eymen yanıma gelip, "Anne, bu hayvanlar oradaki soğukta hiç üşümüyorlar mı?" diye sordu. Ben ise hiç beklemediğim bu soru karşısında, o hayvanların mutlaka farklı bir yapıda olduğunu, bu yüzden üşüyeceklerini zannetmediğimi söyledim. Çünkü bildiğim kadarıyla, üşüyen insan ya da hayvan; hareketlerinde, yürüyüşünde, sesinde, işlevsel fonksiyonlarında mutlaka farklılık gösterir. Ancak bu zamana kadar bir sürü belgesel izledim ve izlediğim bu belgesellere dayanarak,  üşüdüklerini hiç farketmedim, fakat oğluma da yanlış bir bilgi vermek istemedim. Bu yüzden hemen internetten, kutup hayvanlarının üşüyüp üşümediklerine baktım. Cevabını, ben de oğlum sayesinde öğrenmiş oldum. Evet, kutupta yaşayan hayvanlar üşümezmiş, çünkü onların derilerindeki kürk yapısı biraz daha farklıymış. Ayrıca kürkü olmayan hayvanların ise, yağ tabakasının daha kalın olmasından dolayı üşümediklerini öğrendim. Tabi oğluma bunları sözel olarak anlattığımda, bunun çok fazla etkili olmayacağını düşündüğümden, hemen küçük bir deneyle bunu oğluma göstermek istedim. Tabi kürklü hayvanlarla ilgili herhangi bir deney yapamayacağım için, hemen kürkü olmayan hayvanların nasıl üşümeyeceğini göstermek amacıyla küçük bir deney yapmaya karar verdim. Bunun için hemen buzdolabımızın buzluğundan, küp halindeki buz tabakamızı aldım ve içerisindeki buzları hemen bir sürahinin içerisine koydum. Biraz daha hızlı bir şekilde buzların çözülmesi için, sürahinin içerisine bir miktar musluk suyu doldurdum. Buzlarımız çözüldükten sonra oğluma, elini bu sürahinin içerisine sokmasını söyledim. O da elini sürahinin içerisine sokar sokmaz, üşümesi ile elini geri çıkarması bir oldu. Üşüyüp üşümediğini sorduğumda,  çok üşüdüğünü, çünkü sürahideki buzlu suyun çok soğuk olduğunu söyledi. Ben ise daha sonra ona ince, plastik bir eldiven verdim ve eline giymesini söyledim. Daha sonra elime almış olduğum margarini, oğlumun eldivenli eline bol miktarda sürdüm. Elleri tamamen margarine bulanınca, elini yine aynı buzlu suyun içerisine sokmasını söyledim. Biraz çekinerek de olsa (üşüyeceğini düşündüğünden dolayı) yine elini buzlu suyun içerisine soktu; ancak bu defa hemen çıkartmadı. Gözlerimin içerisine şaşırmış bir ifadeyle bakarak, "Bu sefer, o kadar çok soğuk değil" dedi. Ben de ona, aslında suyun aynı soğuklukta olduğunu, ancak elinin üzerindeki yağ tabakasından dolayı soğuğu çok fazla hissetmediğini söyledim. Kutup hayvanlarında da böyle kalın bir yağ tabakası bulunduğunu, bu yüzden onların da soğuğu çok fazla hissetmediklerini anlattım. (Eldiveni giydirmemin nedeni eline süreceğim margarinin, elini yapış yapış yapmaması, temizliğinin kolay olabilmesi için)
Oğlumun sormuş olduğu bu soruya,("Kutuptaki hayvanlar üşümez mi?") anlayacağı bir şekilde cevap vermiş olmanın sevinci ve aynı zamanda, benim de kendi bilgi dağarcığıma yeni bir şeyler eklenmiş olduğu için çok mutlu oldum. 
Bence, bu yapmış olduğumuz küçük deney için, illa ki çocuğumuzun böyle bir soru sormasına gerek yok. Ona bu soruyu, aklınıza geldiği bir anda ya da en güzeli, bu yazıyı okuduğunuz zaman kendiniz yöneltebilirsiniz. Alacağımız cevaba göre de, uygulamalı olarak bu deneyi yapmak ve anlatmak çok daha akılda kalıcı olacaktır. Zaten hem çok basit, hem de kullanacağımız malzemeler açısından (her evde bulunabilecek yapıda olduğu için) çok pratik olduğundan, kolay bir şekilde hazırlayabilir ve çocuğunuza uygulamalı olarak gösterebilirsiniz.

Kullanacağımız malzemeler:

- Buz 
- Sürahi 
- Su
- Plastik eldiven 
- Margarin 




15 Mart 2018 Perşembe

Dans Eden Pirinçler

"Her kadının, günde en az bir defa bile olsa, kendi kendine ya da çevresindekilere sorduğu en popüler soru nedir?" diye soracak olursanız, çok büyük bir ihtimalle alacağınız cevapların büyük bir bölümünü, "Bugün ne pişirsem" cevabı oluşturur. Ben de bugün kendi kendime, "ne pişirsem?" diye düşünürken, uzun zamandır yapmadığım tavuklu pilav aklıma geldi. Zaten dolapta haşlanmış tavuk olduğundan dolayı, çok pratik bir şekilde, hemen hazır edebileceğimden, bu fikir hemen aklıma yattı. Hemen pirinçleri ıslamaya koyuldum. Bu sırada, içeride oynayan iki oğlumun, aynı oyuncağı istemesinden dolayı aralarında tartıştıklarını fark ettim. Hemen onları yanıma çağırdım ve onlara çok güzel bir şey vereceğimi söyledim. Aslında bunu öyle bilinçsizce söyledim ki, bunu söylerken ne vereceğim konusunda gerçekten hiçbir fikrim yoktu. Sadece onları sakinleştirmek amacıyla söylemiş olduğum bu sözü, mutlaka iyi bir şekilde değerlendirmeliydim. Belki buzdolabında bulunan küçük atıştırmalıklardan onlara verebilirim diye dolabın kapağını açtığımda, karşımda sirke şişesini görünce aklıma çok mükemmel bir fikir geldi. Zaten elimde olan pirinçler ve sirke, bu fikir için biçilmiş kaftan idi.Hem onları aralarındaki münakaşadan kurtaracak ve sakinleştirecek, hem de eğlenerek, küçük de olsa bir şeyler öğretecektim. Olaya biraz gizem ve biraz heyecan katmak için, ikisine de gözlerini kapatmasını ve avuçlarını açmasını söyledim. Daha sonra elimde bulunan pirinç kasesinden birkaç tane pirinç, ikisinin de avuçlarının içerisine koydum. Bunun ardından, bir su bardağı aldım ve bu bardağın üçte ikisi dolacak kadar normal musluk suyu ile su doldurdum. İçerisine de bir çay kaşığı karbonat koyup karıştırdım. Daha sonra çocuklara, ellerindeki pirinçleri suyun içerisine atmalarını söyledim. Onlar da, heyecanla ellerindeki pirinçleri suyun içerisine bıraktılar. Ancak hiç de umdukları gibi heyecanlı bir şey olmayınca, hayal kırıklığına uğradılar. Pirinçler suyun dibine battı ve öylece kalakaldı. Ben de hemen daha önceden yapmış olduğumuz deneylere dayanarak büyük oğluna dönerek, "Sence neden pirinçler suyun dibine battı?" diye sordum. O da bana hiç duraksamadan, pirinçlerin yoğunluklarının suyun yoğunluğundan daha büyük olduğunu söyleyince, ne kadar mutlu olduğumu düşünemezsiniz. Gerçekten daha ilkokul ikinci sınıfa giden oğlum, evde yapmış olduğumuz bu çok basit deneyler sayesinde, yoğunluk kavramını öğrenmiş oldu ve eminim ileride fen bilgisi dersi olduğunda bu konu karşısına gelince, çok büyük bir ön bilgi ile derse gireceğinden, hem kendine daha güvenecek hem de konuyu daha güzel anlayarak başarılı olacaktır. 
Tabii ki onlara bu kadar hayal kırıklığı yeter. Pirinçlerimiz suyun dinine battı ve öylece duruyorlar. "Eeee, bu mu yani?" dercesine bakarlarken, asıl hedefime odaklanarak, elimde bulunan sirke şişesinden yaklaşık bir yemek kaşığı suyun içerisine döktüm. Sirke, karbonat ile reaksiyona girdiğinden dolayı suyun içerisinde karbondioksit kabarcıkları oluştu ve saniyeler içerisinde pirinçlerimiz sanki dans edercesine suyun içerisinde hareket etmeye başladılar. Karbondioksit kabarcıkları sayesinde pirinçler suyun yüzeyine kadar ulaşıp, kabarcıklar patlayınca pirinçlerin tekrar aşağıya düşmesi çok güzel bir görüntü oluşturdu. Aslında evde gıda boyası olsaydı suyun içerisine birkaç damla gıda boyası da eklemek isterdim. Gıda boyası eklediğimizde, suyun içerisindeki rengarenk görüntü, pirinçlerin hareketi ve karbondioksit kabarcıklarının görüntüsü çok mükemmel bir sanat eseri havası veriyor. Neyse, onu da bir dahaki sefere yaparım. Çocukların bu görüntü çok hoşuna gittiği için suyumuzun içerisine biraz daha karbonat ve sirke eklemek zorunda kaldım, çünkü bu kadar küçük miktardaki karbonat ve sirkenin etkisi çok uzun sürmüyor ve kısa süre içerisinde tekrarlamak gerekiyor. Bu deneyimizde çocuklarıma hem yoğunluk kavramını bir kere daha göstermiş oldum, hem suyun içerisindeki küçük kabarcıkların karbondioksitten kaynaklandığını söylediğim için, yeni bir kavram öğrenmelerini sağladım. Hem de oldukça eğlenceli vakit geçirmelerini sağlamış oldum. Ayrıca, sabırla gözlem yapma becerilerinin gelişmesine de katkısı oldu diyebilirim.
Bu deneyi yapmamız için gerekli olan malzemelerimiz ise, her mutfakta bulunabilen malzemeler olduğu için, hiç sıkıntı çekmeden yapılabilecek; basit, yaratıcı ve farklı bir etkinlik olduğunu düşünüyorum. Yapacak olanlara kesinlikle tavsiye ediyorum ve şimdiden kolaylıklar diliyorum.

Kullanılan malzemeler:

- Bardak ya da şeffaf bir kavanoz
- Pirinç
- Karbonat
- Sirke
- Su
- Çay kaşığı
- Gıda boyası (Evde olmadığı için ben kullanamadım, ama görüntü zenginliği için kullanılırsa, daha güzel olacağını düşünüyorum)

14 Mart 2018 Çarşamba

Gemiler Neden Batmaz?



Bugün küçük oğlum Eren'in yuvasında, çevreyi keşif gezisi vardı. Sabah yağan yağmurdan dolayı ben erteleneceğini düşünmüştüm, ancak öğleden sonra yağmurun durması ve güneşin yüzünü göstermesiyle birlikte, hep beraber keşfe çıktık. Aslında çok da  güzel oldu. Yağmur sonrası gökyüzünde oluşan gökkuşağını, yerdeki toprağın ıslanarak çamurlaşmasını, ağaç yapraklarında biriken su damlalarını daha net ve güzel bir şekilde inceleyebildik. Aslında bizim için tam anlamıyla mükemmel bir çevreyi ve doğayı keşif gezisi olmuş oldu. Tabii her an yeniden yağmur yağabilme ihtimaline karşı, mini mini çocukların mini mini ayaklarındaki çizmeler, rengarenk yağmurluklarla biz de doğaya çok güzel bir görüntü katmış olduk. Kanal kıyısından geçerken, kanalın içindeki ördekleri, onlara yem atan insanları, caddedeki trafiği, yağmur sonrası ortaya çıkan solucanları ve aklıma gelmeyen bir sürü şeyi gözlemledik. Çocuklar için çok güzel bir gündü. Tabii ki ben ve diğer anneler de epeyce keyif aldık. Artık eve dönüş vakti geldiğinde, oğlumun elinden tuttum ve evimize doğru yola çıktık. Güzel bir gün geçirip geçirmediğini, mutlu olup olmadığını sorduğumda; çok beğendiğini ve çok mutlu olduğunu söyledi. Tabi biraz hava şartlarından, yani yağmur ve  çamurdan kaynaklanan, biraz da çocukların küçük olmasından dolayı düşe-kalka ilerlemelerinden dolayı oğlumun üstü başı çamur içerisindeydi. Hem biraz sıcak suyun içerisinde keyif yapması, hem de güzelce temizlenebilmesi için küveti sıcacık suyla doldurdum ve oğlumu içine oturttum. Ne zaman bu şekilde küvette oynasa, hemen kağıttan bir gemi yapar ve onunla oynatırım. Bu oyunu çok sever. Bugün de hemen kocaman bir kağıttan gemi yaptım ve getirdim. Tam ona kağıttan gemiyi uzatırken, gömleğimin cebinde duran madeni 1 lira da suyun içerisine düştü. Kağıt gemi suyun üzerinde dururken, minicik 1 lira ise suyun dibine düştü. Tabi oğlum bakakaldı. Paranın küçük olmasına rağmen neden suyun dibinde, gemimizin kocaman görünmesine rağmen suyun üzerinde durduğunu sordu. Tam tersi olmamalı mıydı? Ben ise ona, dün yapmış olduğumuz iki renkli çay deneyimizi hatırlattım. https://berlin7586.blogspot.de/2018/03/iki-renkli-cay-deneyi.html?m=1
Bu deneymizdeki ağırlık, yoğunluk kavramlarını tekrar düşünmesini sağladım. Buradaki gemimizin büyük görünmesine karşın daha hafif olduğunu, yoğunluğunun suyun yoğunluğundan daha küçük olduğunu ve bu yüzden suyun üzerinde durabildiğini söyledim. Paranın ise küçük görünmesine rağmen, hem daha ağır, hem de yoğunluğunun suyun yoğunluğundan daha fazla olduğunu ve bu yüzden suyun dibine battığını açıkladım. O da bana, denizdeki gemilerin de yoğunluğunun, deniz suyundan küçük olup olmadığını sordu. Ben ise bu sorusundan, konuyu ne kadar iyi anladığını fark ettim ve ona "Evet" cevabını verdim. Çay deneyimizin üzerinden sadece bir gün geçtiği için, böyle bir anlatımla karşılaşınca, hiç zorlanmadan hemen anladı. Yani bu günümüz de gerçekten bol sulu, bol eğlenceli, bol gözlemli ve bol eğitici geçmiş oldu. Darısı bunu okuyanların başına.
Bugünkü aktivitemiz için kullandığımız malzemelerimiz:

- İçi ılık su dolu bir küvet
- Kağıttan gemi
- Madeni para

Hayal gücünüze göre, farklı malzemelerle de yapılabilecek çok eğlenceli bir aktivite. Tabii ki bu aktiviteyi yapmadan önce sizlere, "iki renkli çay" deneyimizi okumanızı ve çocuğunuzla birlikte yapmanızı tavsiye ederim. Gerçekten okula başlamadan bile, yoğunluk kavramını öğrenebilecekleri çok eğitici bir çalışma. İleriki okul hayatlarına ve özellikle fen bilgisi dersine bu şekilde ön bilgilerle gidip, çok başarılı bir eğitim öğretim sürecine hazırlanabilirler.






13 Mart 2018 Salı

İki Renkli Çay Deneyi



Siz hiç iki renkli çay içtiniz mi?
Bu yazıyı okuduktan sonra eminim deneyeceksiniz. Dün akşam çay içerken küçük oğlum, bardağımın içerisine ben farketmeden bir sürü şeker doldurmuş. Çayı yudumlamamla, gözlerimin yuvasından fırlaması bir oldu. Normalde çayı zaten az şekerli içen ben, bu tadı aldıktan sonra bilmem bir daha ne zaman çay içerim? Ama bunu yaşadığımız da iyi oldu, aklıma çok değişik bir fikir geldi. Çocuklarım için yoğunluk ya da özkütle kavramlarını öğrenmek çok erken olduğunu biliyorum, ancak onlara küçük bir deneyle bunu göstermek ve en azından bu kavramlara kulak dolgunluğu oluşturmak için, çayla ve şekerle yapabileceğim küçük bir deney aklıma geldi. İki renkli çay deneyi:
Hem bu deneyi yapabilmek için, çayımızın içerisine bir sürü şeker katacağımızdan, eminim küçük oğlum çok mutlu olacaktır. Yine küçük ve çok basit olan bu deney sayesinde, hem eğlenecekler hem de öğrenecekler.
Deneyiminizi yapmak ise çok basit. Ben öncelikle iki oğlumu da yanıma çağırdım ve bir çay bardağının yarısına kadar ılık su doldurdum. Daha sonra ise küçük oğlumun önüne şeker kavanozunu koydum ve suyun içerisine bol miktarda şeker koymasını söyledim. Çok mutlu oldu ve gözleri parıldayarak suyumuzun içerisine yaklaşık 6-7 tatlı kaşığı şeker doldurdu. Çocuklarımın ikisini de deneye dahil etmek için, büyük oğluma da bu bardağın içerisindeki şekeri karıştırmasını söyledim. O da aynen dediğim gibi, bardağın içerisindeki şekeri bir çay kaşığı ile karıştırdı. Oldukça yoğun bir karışım elde ettik. Daha sonra ise ben karışımımızın üzerine çok yavaşça, dikkatli bir şekilde çay doldurdum. Bardağımız taşma noktasına gelene kadar doldurmama rağmen, çay ve suyumuz birbirine karışmıyor. Yani altı beyaz, üstü kırmızımsı bir görüntü elde ediyoruz. Çocuklarımdan çıkan ses ise: Woow
Tabii ki daha bu kadar değil. Bardağımızın içerisinde bir sürü şeker var. Hemen büyük oğluma bardağımızdan küçük bir yudum almasını istiyorum. Hemen bir yudum alıyor ama o da ne? Baktım yüzünü buruşturuyor. "Anne, bunda hiç şeker yok gibi, hiç tadı yok" diyor. Ben de ona, "İçerisinde şeker yok mu?"diye soruyorum. O da bana "Var, ama neden böyle oldu?" diyor. Ben de ona, bardağın alt tarafındaki suya çok miktarda şeker kattığımız için, suyun yoğunluğunun arttığını ve ağırlaştığını söyledim. Üzerine koyduğumuz çayın yoğunluğunun ise az olduğunu, bu yüzden de birbirleriyle karışmadığını anlattım. "Bir suyun içerisine demir atarsak ne olur?" diye sordum. Onlar da bana, suyun dibine batacağını söylediler. Neden batacağını sorduğunda ise bana, demirin ağır olduğunu söylediler. Ben de onlara, şekerli suyun çaydan ağır olduğu,daha yoğun olduğu için böyle gözüktüğünü söyledim. 
Daha sonra ise, yine bir bardağa su koydum ve üzerine yine dikkatlice çayı döktüm. Bu defa iki renkli olmadı, su ve çay birbirine karıştı. Nedenini çocuklarıma sorduğunda, hemen "şeker" cevabını verdiler ve konuyu anladıklarını da bana güzel bir şekilde göstermiş oldular. Başta söylemiş olduğum gibi, yine çok kolay malzemelerle yapılabilecek olan bu deneyimiz sayesinde hem eğlendik hem de öğrendik. 
Kullandığımız malzemelerimiz ise:
- Çay bardağı
- Çay kaşığı
- 6-7 tatlı kaşığı şeker
- Ilık su

Deneyimizi yaparken dikkat etmemiz gereken hususlardan bir tanesi, çocuklarımıza tattıracağımız için, suyun sıcak olmaması ve şekerli suyun üzerine çayımızı dökerken çok yavaş hareket etmemizdir.


12 Mart 2018 Pazartesi

Ellerimizi Neden Yıkamalıyız?


Ellerimizi Neden Yıkamalıyız?

Büyük şehirde yaşamanın kolaylıkları, avantajları, güzellikleri ile birlikte, tabii ki tez avantajları da var. Ulaşım, gürültü, pahalılık, kirlilik bunlardan sadece birkaçı. Ben de her anne gibi, bu zararlı etkilerden çocuklarımı en makul şekilde korumaya çalışıyorum. En şikayet ettiğim konu ise, tabii ki kirlilik. Temizliğin önemini, bunun sağlığımıza etkilerini anlatmadığım gün yoktur diyebilirim, ama tabii ki sözel olarak anlatılan bilgilerin kalıcılığı tartışılır. Ben hem bir öğretmen, hem de 2 çocuk annesi olarak, her zaman yaparak-yaşayarak-görerek öğrenmenin kalıcı olduğu kanaatindeyim. 
Bence, dışarıdan geldikten sonra mutlaka el-yüz yıkanmalı, temiz kıyafetler giymeli ve tertemiz bir şekilde ev havasına bürünülmelidir. Tabii ki evin içerisinde de, yemekten önce ve sonra mutlaka eller yıkanmalıdır. 
Geçen gün, oğlum koşarak mutfağa girdi, dilimlediğim elmalardan bir tane alıp odasına koştu. Ben de peşinden gittim, ne yaptığını izledim. Bir elinde elma, diğer elindeyse oyun hamuru vardı. Bir eliyle elma yiyor, diğer eliyle de oyun hamuru oynuyordu. Aslında bir şey yiyecekleri zaman mutlaka ellerini yıkamaları gerektiğini,  belki milyon kez söyledim, ama baktım sözle olmuyor, en sonunda onlara bunun ne kadar önemli olduğunu göstererek anlatmak istedim. Hemen iki oğlumu da mutfağa çağırdım ve ekmek poşetinden üç dilim ekmek çıkarttım. Çıkartmış olduğum birinci dilim ekmeğin her yerine, ikisinin de ellerini sürmesini istedim. Daha sonra ekmeği temiz bir buzdolabı poşetinin içerisine koyduk. Daha sonra ikinci dilim ekmeğe, sadece baş ve işaret parmakları ile dokunmalarını söyledim. Son olarak ise, üçüncü dilim ekmeği kesinlikle ellememelerini istedim. Her ekmek dilimini ayrı ayrı poşetlere koydum ve üzerlerine 1, 2, 3 şeklinde numara yazdım. Poşetlerin ağzını kapattım ve hepsini buzdolabına koydum. Onlara, ekmek dilimlerimizi her gün gözlemleyeceğimizi söyledim.
Ertesi gün buzdolabını açıp ekmeklerimize baktığımızda,  hiç birinde bir değişiklik görmedik. 
İkinci gün, 1 numaralı poşetteki ekmek dilimimizde (her yerine dokunulmuş olan ekmek dilimi) küçük bir küf fark ettik; diğerlerinde ise yine bir değişiklik yok idi. 
Üçüncü gün  baktığımızda ise, 1 numaralı poşetin içindeki ekmekte bir sürü küf oluştuğunu; 2 numaralı poşetteki ekmekte (sadece baş ve işaret parmakla dokunulan ekmek dilimi) çok az küf oluştuğunu; 3 numaralı poşetteki ekmek diliminde ise hala küf oluşmadığını gözlemledik. Ben de çocuklarıma ekmek dilimlerini göstererek, ellerimizdeki mikropların ekmek dilimlerine nasıl zarar verdiğini, onları nasıl küflendirdiğini göstererek anlatmış oldum. Ellerimizi her zaman yıkamanın,  temiz olmanın önemini, yaparak-yaşayarak öğrendikleri için, zihinlerinde daha kalıcı olacağını ve bundan sonra ellerini yıkamadan herhangi bir şey yemeyeceklerini düşünüyorum.

Bu yapmış olduğumuz deneyimizde kullandığımız malzemeler:
- Üç dilim ekmek 
- Üç adet saydam buzdolabı poşeti (kilitli poşetimiz varsa daha güzel olur)